“KAR BEYAZI”NIN SONU : TİTANYUM DİOKSİT (E171) YASAĞI

Titanyum dioksit (E171), gıda ve kozmetik uygulamalarında sıklıkla kullanılan, bilinen en yüksek kırılma indisine sahip beyaz pigmenttir. Görünür ışığı mükemmel şekilde saçar, çok düşük konsantrasyonlarda bile alttaki koyu veya sarımsı renkleri tamamen maskeler. Isıya, ışığa ve pH değişimlerine karşı stabildir. Özellikle sakız bazı gibi doğal rengi gri/sarı olan polimerik yapılarda "kar beyazı" etkiyi veren tek maddedir.
Kullanım alanı sakız, draje, marshmallow gibi ürünlerde yoğunlaşsa da aslında bu “kapatıcı” özelliği nedeniyle toz içecek ve yiyeceklerde, ilaç tabletlerinde, pasta soslarında ve şeker hamurlarında da tercih edilir. Fakat bu kadar yaygın kullanılan ve vazgeçilmez olan bu bileşenin tahtı, artık eskisi kadar sağlam değil. Çünkü Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), 2021 yılında titanyum dioksiti gıdalar için "güvenli" kategorisinden çıkardı. Bu değişiklik başta sakızlar, drajeler ve beyaz soslar gibi ürünlerin formülasyonunu etkiliyor gibi görünse de aslında binlerce ürünün reçetesini bir anda revizyona mahkum hale getirdi. Peki, yasaklamaya giden bu radikal karar nasıl alındı?
Titanyum dioksit uzun yıllardır kullanılan, mineral kökenli, vücut tarafından sindirilmeyen ve değişime uğramadan dışarı atılan "etkisiz" bir madde olarak görülüyordu. Kimyasal olarak reaksiyona girmediği için de uzun yıllar boyunca güvenli kabul edilmişti. Fakat teknoloji ve analitik yöntemler geliştikçe, bu maddenin metabolizmadan "geçip gitmediği" anlaşıldı. EFSA, 2016'da yaptığı değerlendirmede titanyum dioksit için "mevcut verilere göre güvenli" demişti; ancak çok kritik bir not düşmüştü: "Nanopartikül maruziyeti hakkında veri eksikliği var." Bu, sürecin fitilini ateşleyen ilk teknik uyarıydı.

Gıda güvenliği konusunda daha katı olan Fransız bilim kurulu ANSES, bu kararı yeterli bulmadı ve ihtiyatlılık ilkesine dayanarak kendi risk değerlendirmesini yaptı. Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda, E171'in bağırsaklarda lezyonlara ve bağışıklık sistemi bozukluklarına yol açabileceği sonucuna varıldı. Deneyde farelere 100 gün boyunca içme suyuyla titanyum dioksit verildi ve bağırsaklarında "pre-neoplastik" (kanser öncesi evre) lezyonlar görüldü. Bilim dünyasının bir kısmı, farelerdeki bu etkinin insan sindirim sisteminde aynı şekilde gerçekleşmeyebileceğini savunsa da nanopartiküllerin hücre çekirdeğine sızdığı ve vücutta birikebileceği kanıtlanmış oldu. Vücutta birikmesi ve metabolizmanın sindirim yoluyla bu maddeyi atamaması, yani genotoksisite ihtimali dışlanamayacağı için, dozaj sınırlanması önlemi yeterli değildi. Böylece titanyum dioksit Avrupa’da tamamen yasaklandı. Amerika’da ise FDA, gıdalarda %1 ağırlık sınırıyla kullanımın güvenli olduğunu, deneylerdeki ekstrem dozların insan tüketimini yansıtmadığını savundu.
Üreticilere ise şu soru kaldı : yerine ne konabilir?
Sektör devleri yıllardır hummalı bir arayış içinde ancak şu ana kadar titanyum dioksitin tam muadili bulunabilmiş değil. Kalsiyum Karbonat, doğal olduğu ve dozu arttırılabildiği için en popüler aday ancak örtücülüğü çok zayıf. E171'in etkisini yakalamak için yüksek dozda kullanıldığında ürünün tadının tebeşirimsi olduğu ve dokuyu bozduğu görülüyor. Bir diğer alternatifse temiz etiket dostu pirinç nişastası. Ama bu seçenekle de yalnızca "kırık beyaz" bir matlık sağlanabiliyor.

Sonuç olarak, en yenilikçi renklendirici üreticileri de dahil hiç kimse titanyum dioksit muadilini bulabilmiş değil. Bu da üreticileri radikal bir karara iterek bütün ham maddelerin saflığını arttırmaya yönlendirdi. Yani, örneğin sakız için daha saf reçineler ve elastomerler kullanarak ürünü renklendirici kullanmadan olabildiğince beyaz üretmek bir başka çıkış yolu oldu. Fakat bu yöntemin maliyetleri çok fazla artıracağı da kesin. Çünkü bunu yapabilmek için üreticiler; daha az okside olmuş, daha yüksek rafinasyon sürecinden geçmiş, ısıl kararlılığı daha yüksek (pişerken kararmayan) ve dolayısıyla çok daha pahalı reçineler/elastomerler seçmek zorunda kalacak. Ama sektör bunu pazarlayabilirse sıkıntı olmayacak. Yani sakız; doğallık üzerinden fiyatı değişebilen, daha niş bir ürün haline gelebilecek.

Türkiye’de ise güncel durum şöyle, Avrupa mevzuatı takip edildiği için gıdalarda hızlıca formülasyon değişikliğine gidildi. Fakat kozmetik ve kişisel bakım alanında hala kullanımı devam ediyor. Yine de, doğal ve temiz etiket trendini takip eden ve gıdayla neredeyse iç içe geçen bu alanlarda da trend temiz etiket üzerinden devam ediyor.
Siz ne düşünüyorsunuz? Gelecekte bizi daha doğal, şeffaf sakızlar ve daha "mat" şekerlemeler mi bekliyor? Yoksa yakında yeni bir doğal beyazlatma yöntemi bulunacak mı?
