
Plasebo etkisini, ilaç ve tedavi yöntemleriyle ilgili bir terim olarak duymuşsunuzdur. Tedavi yöntemleri denenirken psikososyal bağlamı anlatan, doğrudan farmakolojik, fiziksel ya da kimyasal mekanizmalara atfedilemeyen, olumlu etkilere plasebo denir. Plasebo, hastanın tedavinin fayda sağlayacağına yönelik beklentisidir ve olumlu sonuçlar doğurabilir. Daha açık bir örnek vermek gerekirse, halk arasında şeker hapı diye tabir edilen, aslında hiçbir etkisi bulunmayan bir ilacın, hastanın bilişsel inancı nedeniyle işe yaramasıdır. Peki bu yöntem doygunluk hissetmemiz için de kullanılabilir mi?
Önceki makalelerde, beynimizin "beklenti"mize göre gıdaları nasıl daha lezzetli algıladığından bahsetmiştik. Bu beklenti yalnızca gıdanın içerdiği besin öğelerinden kaynaklanmıyordu. Tükettiğimiz yer, anılarımız ve kiminle olduğumuz gibi tamamen gıdadan bağımsız parametreler lezzet algımızı değiştirebiliyordu. Dolayısıyla, tatmin hissetme ve doyma sinyallerini de şekillendiriyordu. Bütün bu ilginç bulgulardan sonra, akla gelen bir başka soru ise şuydu : tamamen aynı olan bir yiyeceği aynı koşullarda tüketen kişilerin doyma hissi besin değeri bilgisiyle manipüle edilebilir mi?

Alia Crum ve meslektaşları tarafından 2011 yılında yayımlanan “Mind Over Milkshakes" (Zihin Milkshake'e Karşı) çalışması, bu fiziksel doygunluk hissinin zihin yoluyla nasıl manipüle edilebileceğini ortaya koydu. Çalışmada amaçlanan, tokluk hormonu olarak bilinen ghrelinin, bir yiyecek hakkındaki "inanış"a göre değişip değişmediğini ölçmekti. İnanış kelimesinin kullanılma sebebi, aynı milkshake için tüketicilere söylenen farklı besin değeri bilgisiydi. Yani aynı kalori, yağ ve şeker oranına sahip milkshakeleri tüketen kişilerin bir kısmına çok zengin içerikli olduğu diğer kısma ise kalorisi azaltılmış olduğu söylendi.
Çalışmanın detayına girmeden önce ghrelinin ne olduğuna da bakalım. Ghrelin, mideden salgılanan biyolojik bir peptittir (yani hormondur) ve fizyolojik bir iştah göstergesidir. Yemek yemeden önce artar ve yedikten sonra düşer. Beynimize besin aramamız için sinyal verir, aynı zamanda metabolizma hızımızı düzenler. Ghrelin yükseldiğinde iştahımız artar ve metabolizma yavaşlar; yemek yedikten sonra ghrelin düşer, bu da tokluk sinyali olarak algılanır.
Milkshake deneyine katılan 46 kişiye iki farklı günde 380 kalorilik aynı milkshake verilmiştir. Fakat tüketecekleri milkshake e dair besin değeri bilgisi iki farklı şekilde manipüle edilmiştir. İlk seansta gruba 620 kalorilik bir milkshake içtikleri ve oldukça "zengin ve şımartıcı" bir içeriği olduğu söylenmiştir. İkinci seansta ise gruba "suçluluk hissettirmeyen" 140 kalorilik, enerjisi azaltılmış bir içecek olduğu belirtilmiştir. Katılımcıların kan değerleri, tüketimden önce yani beklenti aşamasında, tüketim sırasında ve tükettikten 30 dakika sonra incelenerek ghrelin değerleri karşılaştırılmıştır.

Yüksek kalorili bir içecek beklentisi olan grubun tüketimden önce ghrelin değerleri keskin şekilde yükselmiştir. Tükettikten sonra da yine dik bir düşüşle azalmıştır. Düşük kalorili grupta ise oldukça düz bir çizgi görülmüş ve neredeyse değişiklik yaşanmamıştır. Aynı kaloriyi almalarına rağmen, kişilerin yalnızca beklenti nedeniyle hissettikleri doygunluk tamamen değişmiştir. Bu çalışma, 2022 yılında Watson ve arkadaşları tarafından tekrarlanmış ve bu kez katılımcılara aynı yoğurt - granola ikilisi farklı besin değerleri içerdiği söylenerek verilmiştir.
Yoğurt granola çalışmasında hormon düzeyleri açısından anlamlı bir fark görülmemiştir. Fakat, "subjektif" bulgular yani çalışmaya katılan kişilerin kendilerini ne kadar doygun hissettikleri, yine yalnızca etiket bilgisine göre değişmiştir. Bu çalışmada ilginç olan bir diğer bulgu ise, yediklerini kısıtlayan ya da düşük kalorili beslenmeye dikkat eden kişilerin, yüksek kalorili yiyeceği yemeden önce ve yedikten sonra verdikleri farklı tepkilerdir. Yediklerini kısıtlayan kişilerde, yüksek kalorili yiyecekler "suçluluk" hissini arttırmış olabileceğinden, yemek öncesi iştahı artırmamıştır. Diğer katılımcılarda ise yüksek kalorili diye belirtilen yiyecekler, yemek öncesi iştahı ve yedikten sonra doygunluk hissini artırmıştır.

Bu çalışmalar gösteriyor ki, tüketicinin beklentisi ve yiyeceğe dair bilgisi doygunluk ya da tatmin olma hissiyle doğrudan ilişkili. Doymuş hissetmek, yalnızca ne yediğimizle değil ne yemek istediğimizle de alakalı. Tam da bu yüzden, tüketici olarak ne yediğimizi bilmemiz ve etiket okumamız önemli. Fakat, gıda profesyonelleri olarak tüketiciyle doğru iletişim kurmamız da oldukça önemli. Çünkü üreticiler açısından; bir ürünün hangi tüketiciye hitap ettiğini anlamak, logo, renk ya da doğrudan yazı yoluyla iletişim kurmak beklentiyi ve dolayısıyla da tatmin olma hissini değiştirebiliyor. Bu yüzden, ürünün yalnızca besin değeri ve formülasyonu değil, bu bilgilerin tüketiciye nasıl sunulduğu da yeme deneyimini doğrudan etkiliyor.
