DOĞAL RENKLENDİRİCİLER

Gıda etiketlerinde satırın sonlarına doğru okuduğumuz bir girdi var : Renklendiriciler.
Bilinenin aksine şekerleme, bisküvi, çikolata dışında da renklendirici marketten aldığımız hemen her üründe renklendirici var. Evrimsel olarak bir gıdayı değerlendirme kriterlerimizden biri renk olduğu için ve çoğu zaman paketli ürünlerin koku ya da tat özelliklerine satın almadan bakamadığımız için rafta rengi güzel olan gıdaları tercih ediyoruz. Fakat endüstriyel gıda üretiminin başlangıcından bu yana bu renk girdilerinde bazı değişiklikler oldu. Bu değişikliğin en büyük tetikleyicisi ise çocuklar.
1973'te ABD'li alerji uzmanı Dr. Benjamin Feingold, sentetik gıda katkılarının çocuklarda hiperaktiviteye yol açtığını ileri sürdü. Bu hipotez başlangıçta tartışmalı karşılandı ve bilimsel kanıt yeterli görülmedi. Asıl kırılma noktası 2007'de İngiltere'de gerçekleşti: Southampton Üniversitesi'nde yürütülen kapsamlı ve çift kör bir çalışmada altı sentetik renklendiricinin çocuklarda hiperaktivite ve dikkat sorunlarıyla ilişkili olduğu ortaya kondu. Bu altı renklendirici — Tartrazin (E102), Kinolin Sarısı (E104), Sunset Yellow (E110), Karmoizin (E122), Ponsö 4R (E124) ve Allura Red (E129) — o tarihten itibaren "Southampton Altılısı" olarak anılmaktadır.

Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) bu çalışmayı değerlendirerek harekete geçti ve AB, söz konusu altı renklendiricinin kullanıldığı ürünlere zorunlu uyarı etiketi getirdi: "Bu ürün çocuklarda aktivite ve dikkat üzerinde olumsuz etki gösterebilir." Bu etiket yasaktan daha etkili oldu: Avrupalı üreticilerin büyük çoğunluğu uyarıyı taşımak yerine ürünlerini doğal renklendiricilerle yeniden formüle etmeyi tercih etti. ABD'de ise FDA aynı çalışmaları incelemesine karşın farklı bir sonuca ulaştı ve zorunlu uyarı etiketi getirmedi. Bu nedenle aynı markanın aynı ürünü Avrupa'da doğal renk içerirken ABD'de sentetik boya içermeye uzun süre devam etti. ABD'de değişim daha yavaş ilerledi; tüketici baskısı ve bazı eyaletlerin aldığı önlemler süreci hızlandırsa da federal düzeyde AB'ye eşdeğer bir düzenleme henüz hayata geçmedi.
Bu uyarıyı yazmak istemeyen ve daha doğal ürünler üretmek isteyen firmalar ise doğal renklendirici kullanmaya başladı. Doğal renklendirici dediğimiz girdiler ise genellikle meyve, sebze gibi yenebilen ve doğada bulunan bitkilerden elde edilen bileşenler. Her rengin bir pigment ismi var ve bu pigmentler bitkiden saflaştırılarak sadece boyar madde olarak elde ediliyor. Antosiyanin, beta karoten, turmerik, betanin gibi isimlerle etiketlerde okuyoruz. Teknoloji ilerledikçe bu pigmentlerin elde edilişi de çevreye en az zarar verecek ve minimum kimyasal işleme tabi olacak şekilde yapılıyor. Fakat tabii sentetik renklendiricilerde olduğu gibi çok parlak veya çok geniş yelpazeli renkler elde edilemiyor.
Bu durum bilinçli tüketiciler için sorun olmasa da doğal renklendiricilerin sentetiklere göre pahalı oluşu da tüketici açısından bir başka dezavantaj. Doğal renklendirici kullanımının ve dolayısıyla üretiminin artmasıyla birlikte bu maliyet farkı giderek azalmaktadır. Çocukların daha doğal ve daha sağlıklı beslenmesi umuduyla…
Daha fazla bilgi için iletişime geçebilirsiniz.
