TR EN GR

« Blog «

SAĞLIKLI BESLENMEK TAKVİYE OLMADAN MÜMKÜN MÜ? GIDAYA ERİŞİMİN SINIFSALLIĞI

Gıda sektörünün takviyelerle iç içe geçtiği bu dönemde akıllara gelen birkaç soru var. Gerçekten bu kadar takviyeye ihtiyacımız var mı? “Doğal” olarak neden ihtiyacımız olan vitamini, minerali ve proteini sağlayamıyoruz? Neden kronik olarak kendimizi takviyelere bağımlı hissediyor ya da sürekli yetersiz beslenme konusunda endişe duyuyoruz? Bu hafta bu derin tartışma konusuna bakış atıp gıdanın geleceğini daha iyi anlamaya çalışacağız.

Endüstriyel etin maliyeti

Bugün herhangi bir yerden et veya balık alırken şu sorular aklınıza geliyor mu: Koruyucu kullanıldı mı? Mikroplastik var mı? Antibiyotik direncim artar mı? Geliyorsa bilinçli bir tüketici olarak endişelerinizde haklısınız. Çünkü endüstriyel et ürünlerinde hem üretim gereği eklenmesi gereken koruyucular hem de mikroplastikler başta olmak üzere kirlettiğimiz doğanın artık bize atıklarımızı geri yediriyor oluşu bu soruları haklı kılıyor. Kirlenmemiş bir topraktan otlayan, sağlıklı, serbest dolaşan hayvanları özel olarak kasabınızda hazırlatacak kadar yüksek standartlara sahip değilseniz gönül rahatlığıyla et tüketemiyorsunuz. Endüstriyel et üretiminin dünyaya verdiği zarar ve sürdürülebilirlik konusundaki endişeler de cabası.

Article content

"Tam muadil"i var mı

Peki vegan ya da vejetaryen alternatiflere yönelirseniz ne oluyor?  Bu kez de B12, demir, DHA/EPA, karnitin, kreatin gibi büyük oranda hayvansal kaynaklardan elde edilen bileşenlerin eksikliğini yaşıyorsunuz. Sağlıklı ve sebze ağırlıklı beslenmenin avantajlarını yaşarken, demir eksikliği, uyku sorunları, erken yorulma vb yan etkiler görüyorsunuz. Kısacası dengeli ve sağlıklı bir diyet için ortalama bir insanın takviye kullanması şart oluyor.

Fakat burada konu sadece et tüketmemek de değil. Gün içerisinde yeteri kadar hareket edememek, güneş ışığı görememek ya da toprağın ve havanın kirli oluşu da sağlığa doğrudan etki ediyor.

Article content

 

Neyi, nasıl ve ne kadar tüketmeli

Diyelim ki takviye kullanmaya karar verdiniz. Karşınızda öyle devasa bir pazar ve bilgi kirliliği var ki... Üstelik bilimsel veriler de sürekli güncelleniyor. Örneğin; demir emilimini baltalamamak için çay-kahve saatini ayarlamak, magnezyum alırken kalsiyum zengini gıdalardan uzak durmak ya da hangi magnezyum formunu günün hangi saatinde alacağınızı bilmek gerekiyor. Sadece sağlıklı kalabilmek için bu kadar çok araştırma yapmak bile tek başına oldukça yorucu, değil mi?

Yemekle ve doğayla ilişkimiz nasıl bu hâle geldi diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu sorunun cevabı uzun, ama basitçe; toprak, su ve hava artık kirli. Bunun yanında doğayla ilişkimiz sınırlı, sentetik yapılarla temasımız ise oldukça arttı. Güneş ışınlarına maruziyet şehir yaşamında eskisi kadar kolay değil. Endüstriyel tarım uygulamaları toprak mineral içeriğini onlarca yıl içinde anlamlı biçimde azalttı. Bugün aynı sebzeyi yesek bile 50 yıl öncesine kıyasla daha az mineral alıyoruz. İşte bütün bu sebepler bizi dengeli ve sağlıklı bir diyet için takviye almaya mecbur kılıyor. Bu durumun en can alıcı yanı ise gıdaya erişimde olduğu gibi takviyeye erişimde de sınıfsal bir ayrım olması.

Article content

Bugün konu hakkında yeterli araştırma yapmadıysanız ve doktorunuza danışmadıysanız takviye adı altında vücudunuzda hiçbir işlevi olmayacak birçok ürün satın alabilirsiniz. Regülasyonların pazarlamadan yavaş ilerlemesi ve arkadan gelmesi konuyu daha da sorunlu hâle getiriyor. Hasta olmadan ve iyi olma durumunu koruyarak yaşamak için bilgi, zaman ve para üçlüsünün aynı anda var olması gerekiyor. Diğer yandan, takviyesiz bir yaşam ise yukarıdaki nedenlerden ötürü pek mümkün görünmüyor.

Bilim ne söylüyor ve ne söylemiyor

Bilim, hem insan ömrünü uzatmak hem de kaliteli yaşamak için gereken esansiyel bileşenleri her gün biraz daha keşfediyor. Bu keşifler o kadar radikal olabiliyor ki, örneğin sentetik askorbik asitin (C vitamini) tek başına faydasının sınırlı olduğunu, meyvenin kendisini yemenin hem C vitamini hem de lif ve flavonoidler açısından çok daha faydalı olacağını gösteriyor. Benzer şekilde, lifli besin çeşitliliğinin bağırsak florası açısından elzem olduğunu ve sadece probiyotik alarak uzun vadeli fayda görülemeyeceğini açıklıyor.

Article content

Gıdanın geleceği sanılanın aksine sadece laboratuvarda üretilen sentetik haplardan ve takviyelerden geçmiyor. Çünkü geldiğimiz noktada sağlığımıza iyi gelen binlerce mikroskobik bileşeni (polifenoller, antioksidanlar, biyoaktif bileşenler) henüz yeni keşfediyoruz. Anlaşılan o ki, eskiden tek bir bileşene odaklanan takviye sektörü bu yeni keşiflerin ışığında artık gıda matrisi adı verilen, etken maddenin emilimini ve fonksiyonunu artıran ya da sağlayan bütüncül bir sistemi inceliyor. Bu da demek oluyor ki, doğayı bütünüyle taklit edemiyoruz.

Peki ne yapabiliriz?

Temiz, kaliteli ve ucuz gıdaya erişim insanların en temel hakkı. Fakat maalesef sadece sınıfsal değil, nesiller arası bir adaletsizlikten de bahsediyoruz. Ekolojik yıkım ve çevre kirliliğinin bazı geri döndürülemez boyutları bugün yeni nesillerin dengeli ve sağlıklı beslenmesini oldukça zorlaştırıyor.

Article content

Tüketicilerin bilinçlenmesi ve sağlık otoritelerinin regülasyonları artırması gerekiyor. Gıdanın ve gıda üretiminin sürdürülebilir ve adil olması, var olanı koruyup geri getirilemez olanı en iyi şekilde telafi etmesi olabilecek en akılcı çözüm gibi görünüyor. Gıda üreticilerine ise bu konuda oldukça büyük bir sorumluluk düşüyor. Çünkü sadece tüketicilerin bilinçlenmesi yetmiyor, üreticilerin de kârın yanında, sürdürülebilirliği, kaliteyi ve bilimsel veriyi öncelemesi gerekiyor. Gıdanın geleceği ve iklim adaleti için bu anlayış oldukça kritik.