KOZMETİKTEN MARKET KORİDORLARINA UZANAN MİLYARLIK BİR HİKÂYE : KOLAJEN

Kolajen, dokuları birbirine bağlayan ve vücudumuzun yapı taşı olan bileşenlerden biridir. Vücudumuzdaki proteinlerin üçte birini oluşturur ve özellikle deri, kıkırdak, tendon ve bağ dokuda gerilime dayanımı sağlar. Bazı iç organlarda ise neredeyse bir iskelet gibi şekil ve bütünlüğü korur. Vücudumuz kolajeni; sağlıklı bir diyet, düzenli uyku ve stressiz bir rutin ile kendisi sentezler. Fakat, yaş aldıkça, özellikle yirmili yaşların ortalarından itibaren, bu sentez azalmaya başlar. Tabii sadece yaş değil, güneş ışığına maruziyet, sigara kullanımı, şeker tüketimi gibi faktörler de kolajen sentezini etkiler. Kolajen azaldıkça deride incelme ve gevşeme, kıkırdak dokunun kemiği koruyamaması ve hareketle artan ağrı, kemik yoğunluğunun azalması, kas toparlanmasında gecikme vb etkiler görülür.

Peki kolajen nasıl oldu da takviye gıda olarak kullanılmaya başlandı?
Kolajenin kısmi olarak Avrupa mutfaklarına girişi, 15. yüzyılda hayvanların deri ve kemiklerinin kaynatılıp jelatin elde edilmesiyle başladı. Jelatin, kolajenin ısıl işlem yoluyla (kaynatılarak) denatüre edilmiş kısmen parçalanmış haliydi ve ucuz bir protein kaynağıydı. Ama jelatinin aminoasit profili zengin değildi ve zamanla ilgiyi azalttı. Jelatinin kullanımı uzun süre yalnızca şekerlemelerde kıvam verici olarak devam etti.
Diğer yandan Asya’da, özellikle Kore ve Japonya’da durum farklı ilerliyordu. Geleneksel yemeklerde deniz ürünleri, hayvan kemikleri ve derileri zaten kullanılmaktaydı. Bu ürünlerin kolajen içeriği ve kolajenin de eklem ve deri için önemi keşfediliyordu. Fakat kolajen içeren bir besin ağızdan alındığında aminoasitlere parçalanıyordu, kolajen olarak kalmıyordu. Bilimsel çalışmalar bu parçalanmanın kontrollü olması ve kolajenin hedef dokuya ulaşması için bir yöntem arıyordu. 20. Yüzyılın başlarında, enzimle parçalanan kolajenden suda çözünebilen hidrolize kolajen peptid elde edildi. Bu yeni versiyon ağızdan alındıktan sonra fraksiyonlarını koruyarak bağırsaklara gidip orada emilecek kadar küçüktü. 90’lı yılların başında Japonya’da ilk kez fonksiyonel gıda tanımı yapıldı. “Food for specified health uses” adı altında belli bilimsel kriterleri sağlayan bileşenler, takviye gıda olarak sunulmaya başlandı. Kolajen bütün bu gelişmelerden sonra kozmetik ve ilaç şirketlerinin yoğun yatırım yaptığı yeni bir alanın doğmasına sebep oldu. 
Batıda kolajenle ilgili çalışmalar 2000’li yıllarda hâlâ sınırlıyken Asya pazarında içecekler, şekerlemeler ve takviyeler artık sıradan ürünlere dönüşmüştü. Nihayet 2010’lara gelindiğinde proteinli ürünlerin popülerleşmesiyle birlikte kolajen de dikkat çekmeye başladı. Kolajenin market raflarına girişi; ketojenik, paleo vb diyetlerin popülerleşmesiyle hızlandı ve kemik suyu gibi ürünlerin doğal kolajen içeriği etiketlerde belirtildi. Kolajenin deri yoluyla alınamayacağı gerçeği, kolajeni kozmetik sektörünün elinden alıp takviye gıda olarak smoothielere, kahveye ve sporcu besinlerine eklenmesini sağladı. Bu dev “sağlıklı ve fonksiyonel” beslenme sektörü, kolajeni formülasyonlara ekleyerek tüketicinin ilgisini çeken ürünler üretmeye başladı.



Kolajenli ürünlerin hedef kitlesi 25-45 yaş arası kadınlar. 2024 yılında 700’den fazla kolajen içeren ürün çıkarıldığı biliniyor. Bunların büyük çoğunluğu şekerleme – gummy şeklinde ve yapılan araştırmalara göre “kolajen içerir” ifadesini görmek tüketicinin satın alma kararını etkiliyor. Fakat kolajenin bu yolla alınması ne kadar etkili sorusu burada önem taşıyor. Öncelikle şeker tüketimi kolajen sentezini azaltıyor, şekerlemelerin çoğunda şeker oranı yüksek ve bu çelişki baştan büyük bir soru işaretine sebep oluyor. İkinci önemli konu, dozaj ve düzenli kullanım. Klinik çalışmalara göre kolajenin etkilerini görebilmek için günlük doz 10 gram civarında olmalı ve kullanım üç ay kadar sürdürülmeli. Oysa şekerlemeler böyle bir alışkanlık için fazlasıyla “eğlenceli” kategorisinde, içerdiği kolajen miktarı ise 2-5 gramı geçmiyor. Bütün bu bilgiler özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika pazarında tüketicinin aldatılmaması için bazı kısıtlamalar getiriyor. Örneğin, cildinizi gençleştirir veya yaşlanmayı geciktirir gibi ifadeler artık yasak. Bilimsel bir veri olmadan bu gibi ifadeler etikete yazılamıyor.
Gıda sektörüne nasıl yansıdığına gelirsek; Nestle, Hershey, Mars gibi büyük oyuncular bile bu treni yakalamaya çalışıyor. Bazıları farklı marka adı altında veya ortaklık yoluyla fonksiyonel ürünler çıkarıyor. Bazıları ise bu sektöre girmiş ve büyümüş firmaları satın alıyor. Fakat yine de niş ve küçük markalar popülerliğini koruyor. Pazarlama taktiği olarak geleneksel medya yerine genellikle sosyal medya tercih ediliyor. Influencerlar ve e ticaret satışların canlılığını korumaya yetiyor.
Sizin kolajenli ürün üretme planınız var mı? Formülasyon desteği için iletişime geçebilirsiniz.
