TR EN GR

« Blog «

UYKU KALİTESİ VE STRES YÜKÜ PROBİYOTİKLE İYİLEŞEBİLİR Mİ : PSİKOBİYOTİK TAKVİYE

Geçen hafta Barcelona'da katıldığımız Vitafoods fuarında dikkat çekici bir konu vardı: genç kuşaklarda artan uyku sorunları ve kronik stres. Gıda takviyesi endüstrisinin yeni odak noktası haline gelen bu ürünlerden bahsetmeden önce aklımıza şu soru geliyor: Genç kuşaklar neden bu kadar stresli?

Eski kuşakların; savaş, kıtlık, yoksulluk gibi çok zorlayıcı “fiziksel” acılarla karşılaştığı biliniyor ve bu koşullara rağmen mental olarak daha az teşhis ediliyorlardı. Özellikle 2000’ler sonrası kuşaklarda ise kısa vadede çözümü bulunamayan sosyal kabul, kıyaslanma, gelecek belirsizliği, sürekli bilgiye maruz kalma, şehir yaşamının ve doğadan uzaklaşmanın getirdiği sorunlardan bahsediyoruz.

Article content

Peki beynimiz farklı stres kaynaklarını ayırıp farklı yanıt verebiliyor mu? Mesela, artık eski nesillerden daha fazla olanağımız var, o yüzden daha mutlu olmalıyım diye düşünerek stresin önüne geçebiliyor muyuz? Maalesef hayır. Araştırmalar kendimizle ilgili değerlendirmemizin ve kıtlık algımızın referans noktasıyla şekillendiğini gösteriyor. Yani “diğerlerine göre” kendimizi fakir, zengin ve mutlu hissediyoruz. Buna ek olarak maruz kaldığımız olumsuz haberler, hava kirliliği, hareketsizlik ve uyaranların çokluğu stres seviyemiz artıyor.

Stres seviyesi arttığında ve kronikleştiğinde ise buna bağlı gelişen hastalıkların arttığını görüyoruz. Küreselleşen dünyada ve modern hayatta stresi etkileyen bütün bu faktörlerin etkisi ise negatif yönde artmış durumda. Artık kıyas yaptığımız olaylar ve kişiler ya da kendimizi değerlendirdiğimiz konular çok daha fazla. Fakat bu başka bir makale konusu, biz stresli kuşakların sağlığına odaklanan gıda takviyelerine geri gelelim. Ama önce stresin ne olduğuna da kısaca bakalım.

 

Stres ve kortizol : Hayatta kalma mekanizması

Stres ve kortizol; vücudumuzun iki uyaranı, hayatta kalmamız için elzem olan ihtiyaçlarımıza odaklanmamızı sağlayıp enerji tasarrufu yapan mekanizmalar. Stres bir durum, beynimizin bir değerlendirmesi. Kortizol ise bir hormon, vücudumuzu uyaran bir kimyasal. Tehdit altında olduğumuzda stres ve kortizol hızlı hareket etmemizi ve uyanık kalmamızı sağlıyor. Hücre yenilenmesi, büyüme gibi enerji harcayan ikincil görevleri durduruyor.

Peki uzun süre yüksek kaldığında ne oluyor? Örneğin, bağırsak duvarı inceliyor ve geçirgenliği artıyor, bağırsak mukusu azalıyor. Bu durum aslında sadece stres veya kortizole bağlı gelişmiyor. Aşırı egzersiz yapan kişilerde veya ileri yaşlarda da bağırsak geçirgenliğinin arttığı biliniyor. Geçirgenliğin artması ve mukusun azalması ise vücudun kendini yenileyememesine, zararlı bileşenlerin birikimine ve besin emiliminin azalmasına sebep oluyor. Bu birikim, inflamasyona veya bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine saldırmasına kadar giden bir takım bozukluklara yol açabiliyor. Diğer yandan araştırmalar, strese bağlı otoimmün hastalıkların, uyku sorunlarının, yeme bozukluklarının ve strese bağlı diğer hastalıkların eskisine oranla daha fazla teşhis edildiğini ve kronik stres sorununun Y ve Z kuşaklarını daha çok etkilediğini gösteriyor.

Article content

İkinci beyin : Bağırsak beyin ilişkisi

Strese bağlı hastalıklara ilişkin çalışmalar arttıkça insan zihninin vücutla bağlantısını da daha iyi anlıyoruz. Örneğin; sindirimle ilgili sorunların (huzursuz bağırsak sendromu gibi) stresle ilişkili olabileceğini ve yalnızca sağlıklı beslenip egzersiz yapmakla değil sağlıklı bir zihinle birlikte tedavi edilebileceğini keşfediyoruz. İşte bağırsakların ikinci beynimiz olduğu bilgisi burada devreye giriyor. Konuyla ilgili yapılan çalışmalarda bağırsak florasının mental sağlıkla karşılıklı etkileşimine özellikle dikkat çekiliyor.

Bu yeni bulgulara göre yalnızca dışarıdan probiyotik takviye alarak bağırsak florasını değiştirmek ya da mental sağlığımıza katkısını görmek mümkün değil. Araştırmalar gösteriyor ki, mikroorganizmaların bağırsakta tutunması için onları besleyecek ortamın da hazırlanması gerekiyor. Yani tek başına probiyotik alarak tedavi olacağımıza inanıyorsak paramızı boşa harcıyoruz. Floramızı besleyecek dengeli bir diyet ve düzenli egzersizle birlikte probiyotiklerin mental sağlığımıza olumlu katkısını görebiliyoruz.

Article content

Psikobiyotik nedir?

Mental sağlığı pozitif yönde etkileyen canlı bakterilere ise bilimsel literatürde yeni bir isim veriliyor : psychobiotic. Peki neden böyle bir tanım yapıldı? Çünkü yapılan son çalışmalarda vücudumuzun en uzun ve karmaşık siniri olan “vagus siniri”nin bağırsak mikrobiyomundan üretilen sinyalleri beyne ulaştırdığı keşfedildi. Buna ek olarak bağırsaktaki bazı suşların kortizole yanıt verdiği ve serotonin üretimini etkilediği gözlemlendi. Bağırsakta üretilen serotoninin; bağırsak hareketliliğini düzenlediği, vagus sinirini uyardığı ve bağışıklık hücrelerini etkilediği görüldü. Kısacası psychobioticlerin strese bağlı vücut hasarını azaltabileceği fark edildi.

Article content

Sonuçta ne beklemeliyiz?

Bazı çalışmalarda 6 haftalık süreçte probiyotik takviye verilen genç insanların placebo alan grupla kontrol grubuna kıyasla mental sağlığında belirgin bir iyileşme gösterdiği gözlendi. Üstelik takviye bırakıldıktan sonraki süreçte bu iyileşme devam etti, yani florada kalıcı bir değişime işaret ediyor. Bu çalışmalar stresin etkilerini azaltma ve uyku kalitesini iyileştirme anlamında oldukça umut vaat ediyor. Fakat, gıda takviyeleri bir mucize gibi görülmemeli. Çünkü aslında bu ürünler sağlıklı bir rutine “ek” olarak kullanılması gereken takviyeler. Yani stresin temel kaynağı (örneğin genç nesil için işsizlik) ortadan kalkmadan mental sağlık üzerinde mucizevi bir etki yaratmıyor. Ancak, strese bağlı gelişen hastalıkları, anskiyete, kronik uyku sorunları gibi problemleri sağlıklı bir diyet ve düzenli egzersizle birlikte iyileştirilebiliyor. Bu nedenle tüketicilerin bilinçli hareket ederek kendi ihtiyaçlarına yönelik ürünleri keşfetmeyi öncelemesi gerekiyor.

Yine de, bütün bu gelişmelerin oldukça heyecan verici olduğunu kabul etmeliyiz. Gıda alanındaki son gelişmeleri paylaşmaya devam edeceğiz. Bizi takip etmeyi unutmayın!